Facebook Twitter Google+ Pinterest Instagram

Ayşe Mckie ilk kitabı ‘Ayşe’nin Kırmızı Ruju’

Arkadaşına öner Yazdır
Gerçek hikayeler okumayı sever misiniz? Peki, ya gerçek, naif ve içten bir AŞK hikayesine dersiniz? Ayşe’nin Kırmızı Ruju, ‘Aşk var mı?’ diye sorguladığımız bir dönemde, gerçek aşkın varlığını her cümlesinde hissettirmeyi başarıyor.

21 yaşında ilk kez sürdüğü kırmızı rujuyla kadınlığını fark eden Ayşe, en samimi haliyle kalbini açıyor bize. Belli ki naif aşkın varlığını tekrar hatırlatmak için yapıyor bunu ve başarıyor da! Kitap bittiğinde sizde nasıl bir his bırakıyor peki? Tabii ki “Aşkı bulunca, hesapsızca yaşa!”

 

‘Ayşe’nin Kırmızı Ruju’ Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği mezunu Ayşe Mckie’nin ilk kitabı. İstanbul’da başlayıp San Francisco’ya uzanan bir aşk hikayesini konu alan kitap, okuyucuya gerçek aşkın acı-tatlı lezzetini ve ‘kırmızı rujlu’ bir kadının hayatı nasıl cesurca ve duygularının peşinden giderek yaşadığını anlatıyor. 

 

Gerçek aşkın o naif ve güçlü duygusunu özleyen herkesle buluşmak üzere!

“… David mutfakta yemek yaparken birden alnımdan öpüp ‘Tütsü yaksana, güzel koksun mutfak’ dedi. Hoşuma giderdi benden böyle kolay bir şey istediği zamanlarda sesinde duyduğum kaygısız, samimi hali. Tütsünün o ilk yakıldığı anda bırakıverdiği dumanlar gözüme değince, fırsat bilip bıraktım artık bende gözyaşlarımı. 

Nereden nasıl olup da geldiğini anlayamadığım bir mutluluktan dolmuştu gözlerim. O sesindeki hal, alnıma dokunduğu yerde bıraktığı tat bir yerlerime değivermişti işte. “Bence” dedi, “Sen dershaneyi bırak. Orası hiç sana göre bir yer değil.”

 

Cevap vermedim. 

 

Devam etti: “Amerika’ya gideriz beraber. Para biriktiririz önce. Ben izzet’le çalarım. Sen ders verirsin. Güzel bir okula gidersin orada. Film master’ı yaparsın. Sen çok yeteneklisin. Anadil’de hayatını mahvetmeni görmek beni üzüy…”

Sus, sus, sus, lütfen sus! Sen neler diyorsun? Sen beni seviyorsun! Basbayağı seviyorsun işte! Sen beni yanında götürmek istiyorsun! Sen gerçekten delirmişsinnnnnnn!

Masadaki su şişesini alıp başından aşağı döküverdim. Sonra kucağına tırmandım. Boynunu, kulaklarını, gözlerini, avuçlarını defalarca öptüm. Kahkahalarla gülüyorduk. Patates tabağına çarpan kolumu, şarap kadehini devire bacağım izledi. Kahkahalar masanın üzerine yığıldı. Dudaklarımız biz dahasını diyemeden o en en en sevişmeyi bulup getirdi bir kuytu yerden. Sahra altındaymışız kadar büyülü bir uykuya dalarken baktım kollarımız, bacaklarımız öbek öbek yıldız, ipek ipek kum!”

18 Ekim 2016 11:53

DİĞER GÜNCEL AKTÜEL HABERLERİ